Skip to Content

Anasayfa / Genel / Çanakkale Türküsü İndir Gezginler Gezginler İndir Download
Sponsorlu Bağlantılar

Etiketler:çanakkale türküsü fon müziği indir,çanakkale türküsü indir dowland,çanakkale türküsü indir mp3,çanakkale savaşı,çanakkale türküsü indir bedava,çanakkale türküsü dinle,çanakkale türküsü indir boxca,yavuz bingöl çanakkale türküsü indir

Çanakkale Türküleri

Çanakkale içinde vurdular beni

Ölmeden mezara koydular beni

Of gençliğim eyvah

Çanakkale köprüsü dardır geçilmez

Al kan olmuş suları bir tas içilmez

Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde aynalı çarşı

Anne ben gidiyorum düşmana karşı

Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde bir dolu testi

Anneler babalar ümidi kesti

Of gençliğim eyvah

Çanakkale’den çıktım yan basa basa

Ciğerlerim çürüdü kan kusa kusa

Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde sıra söğütler

Altında yatıyor aslan yiğitler

Of gençliğim eyvah

Çanakkale’den çıktım başım selamet

Anafarta’ya varmadan koptu kıyamet

Of gençliğim eyvah

ÇANAKKALE TÜRKÜSÜNÜN ÖYKÜSÜ

Sanatı “yansıtma kuramı” açısından yorumlayanlara göre edebiyat, dünyaya tutulmuş bir aynadır. Bu anlayışa bazı itirazlar yapılabilir; ancak “ayıklamasız ve billurlaştırmasız bir yansıtma manasına almamak kaydıyla” edebiyatı, hayatın bir gölgesi, aynası olarak kabul edebiliriz.

Kaynak : yorumla.net – Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir. Uye Olmak Icin Tiklayiniz…

Edebiyat aynasına akseden konular arasında hiç şüphesiz, insanı derinden etkileyen, onun duygu, düşünce ve hayal dünyasında büyük yankılar uyandıran olaylar başt agelir. Bu bağlamda; büyük depremler, göçler, yangınlar ve savaşlar ilk sırada yer alır. Harplerin bunlar arasında ayrı bir yeri vardır. Çünkü savaşlar, edebiyatta, diğerlerine göre daha geniş ve kalıcı bir yer işgal eder.

Bütün ulusların, başlangıçtan itibaren edebi eserlerine bakıldığında yaptıkları savaşların akisleri görülebilir. Bu durum Türk edebiyatı için de geçerlidir. Savaşlarda kahramanlık olaylarını, başarılarını, toplamun ortak duygularını şiirle ifade etme geleneği eski Türk topluluklarına kadar uzanır. Yazılı ilk edebi metinlerimiz olan Göktürk Kitabelerinden bugüne zengin Türk edebiyatı bünyesinde üç kıtada at koşturan Türk ulusunun yaptığı savaşları işleyen eserleri bulmak mümkündür. Örnek kolarak; Gazavatnameler, Zafernameler, savaş destanları, asker türküleri gösterilebilir. Ağırlıklı olarak “savaşı okun edinen” bu tür eserlere harp edebiyatı denilmektedir.

Türk edebiyatında harp edebiyatı vadisine dahil edebileceğimiz eserlerin sayısında özellikler 1860 tarihinden itibaren büyük artış olmuştur. Bunda bu tarihden sonra Osmanlı devletinde gazete ve derginin yaygınlaşmasının büyük etkisi vardır. 1860 sonrası Türk basınına bakıldığında; 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi, 1897 Osmanlı-Yunan Harbi, 1911 de İtalya’nın Trablus’u işgali, arkasından Girit’in elden çıkması, Balkan Muharebeleri ve nihayet Birinci Dünya Harbi ile ilgili başta şiir olmak üzere değişik türlerde kaleme alınmış pek çok eser bulunabilir. Bunlara müstakil kitap halinde basılan ürünler de dahil edildiğinde sayı daha da artar.

İsmini verdiğimiz bu savaşlar serisi içinde edebiyatımızı en çok etkileyen 1. Dünya savaşı olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nın hem uzun sürmesi hem de etkisinin derin ve geniş olması bunun en önemli nedenidir. Tabii, bu savaşta Çanakkale cephesinde meydana gelen muharebelerin ayrı bir yeri ve önemi vardır. İstanbul’un kapısının kilidi olarak değerlendirilen Çanakkale Boğazının İngiliz ve Fransızlarca zorlanması İstanbulda büyük bir infiale sebep olmuş; kilidi kurcalayanlara engel olma, hatta uzanan elleri kırma şuurunu uyandırmıştır. O sebeple üniversiteli hatta liseli binlerce genç, defterlerini kalemlerini sıralarının üzerinde bırakarak Çanakkale cephesine koşmuşlardır. Çanakkale savaşı Anadolu’da da büyük bir heyecan yaratmış yurdun dört bir yanından gönüllü askerler akın akın Çanakkale’ye sevk edilmiştir.

Şehirlerde yaşayanlar Çanakkale harbine ilişkin gelişmeleri basından takip ederken anadolu köylerinde ise halk şiirleri gündemi türkülerle dile getirmiştir. Gaziantep yöresinden derlenen bir türküdeki şu dörtlük, Anadolu’nun gözü ve kulağının Çanakkale’de olduğunu göstermektedir:

“Kamışlı boğazından yürüdü asker

Çanakkale’den de alında haber

Oynayarak yollandı yavuklu nefer

Koca bir hap oluyormuş bu sene”

Çanakkale cephesinden alınan haberler başta İstanbul olmak üzere yurt çapında büyük yangı uyandırmış Türk askerinin orada veridiği eşsiz mücadeleyi dile getiren birçok şiir yazılmış ve türküler yakılmıştır. Ancak hemen belirtmek gerekir ki Çanakkale Harbi ile ilgili o yıllarda yazılan şiirler ve söylenen türküler içinde unutulmaktan kurtulanı oldukça azdır. Bunlardan biri M. Akif’in Çanakkale Şehitlerine adlı şiiri; diğeri ise bugün Çanakkale türküsü adıyla bilinen meşhur türküdür. Akif’in şiiri ile ilgili bir kısım ilmi araştırma ve incelemeler yapılmış olmasına karşın Çanakkale türküsü hakkındaki araştırmalar maalesef yeterli değildir. İşte bu eksiklik bizi böyle bir tebliğ hazırlamaya yöneltti. Çanakkale öyküsünü kronolojik bir takiple doğuşu ve yayılışı çerçevesinde araştırmaya çalıştık.

A. “Çanakkale Türküsü” nün Doğuşu veya Yakılışı

Öncelikle türkü yakmak ne demektir? Bir türkü niçin yakılır veya doğar? Bu soruların cevabını verelim. Çünkü genel olarak bir türkünün yakılış gerekçesi Çanakkale Türküsünün de meydana gelme nedenini bünyesinde barındırmaktadır.Şairlik iddiası olmayan kimselerin, şahısları veya toplulukları duygulandıran çeşitli olayları terennüm etmek üzere türkü meydana getirmeleri işine “türkü yakmak” meydana gelene de “yakım” denilmektedir. Pek çok olay türkü yakılmasına sebep olabilir. Bu olaylar bütün bir milleti ilgilendirecek kadar büyük nitelikler taşıyabileceği gibi, dar çevrelerde meydana gelen cinsten de olabilir. Aşk, gurbet, ölüm, seferberlik, tabi afetler, oymak kavgaları, eşkıya baskınları, bir kalenin düşmesi, vatanın bir parçasının elden çıkması gibi sosyal olaylar; sevda, talihe kızma, şansa küsme gibi duygular türkülerin doğuş şartlarını hazırlayan sebeplerin başında gelir. Kısaca, hayatın çeşitli safhalarında, teker teker kşahıslar vey abelli bir muhit yahut bütün bir millet üzerinde derin tesirler bırakmış vakalara ait türküler meydana getirilebilir.

Özetle, toplumu yakından ilgilendiren bir takım olayları yaşamış veya gönlünde duymuş bir sanatçı ( ruhu sanatçı olan kişi, aşık, halktan biri) hafızasındaki şiir ve ezgilerinde yardımıyla yeni bir türkü yaratır. Böylece türkü yakılmış olur. Yakılan türkü ağızdan ağza geçerek zamanla bazı değişikliğe uğrar. Bu sırada çocu türkülerde olduğu gibi türküyü ilk yakanın kim olduğu unutulur gider.

Çanakkale türküsünün yakılışı da bahsettiğimiz şartlardan farklı değildir. Bu türkü Türk insanının hafızasında derin izler bırakmış bir olayın, yani büyük bir savaşın atmosferinde meydana gelmiştir. Dolayısıyla bu türkünün bir doğuş zamanı vardı8r. Ancak Çanakkale türküsünün doğuş zamanına ilişkin bilgiler şu soruları sormamıza neden olmaktadır.

Çanakkale türküsü ne zaman doğmuştur? Yani bu türkü Çanakkale savaşları başlamadan önce mi yoksa harp sırasında mı yakılmıştır? Aslında bize bu soruları sorduran elimizdeki bir mektuptur. Söz konusu mektup Emrullah Nutku’nun “Çanakkale Şanlı Tarihine bir Bakış” adlı eserinde yer elmaktadır. Mektupu yazan Emrullah Nutku’nun kardeşi Seyfullah’tır. 1903 doğumlu olan Seyfullah savaşın arifesinde Çanakkale Sultanisi (lisesi) 1. sınıf öğrencisidir. Seyfullah, Çanakkale’den gönderdiği ve üzerinde 29 Eylül 1914 tarihi yazılı olan muktubunda şöyle der:

Sevgili Anneciğim,

Canımıza tak diyen iki yıllık gurbet hayatından artık kurtuluyoruz. Sana ve aileme kavuşacağım için seviniyorum.

Mektebimizi alıyorlar., hastane olacakmış, bizi de İstanbuldaki mekteplere dağıtacaklarmış. Hocalarımızın çoğu da askerlik hizmetine gidiyorlar, büyük sınıflar da gönüllü yazılacaklarmış. Bugün Türkçe hocamız sınıfa geldi, ama çok kalmadı, bize veda etti. Bize; “Zamanı gelince cephede yapılacak vatan hizmetinin mektepte yapılan hizmetten kutsi olduğunu” söyledi.

Birkaç günden beri Çanakkale sokaklarından askerler geçiyor. “Çanakkale içinde Aynalıçarşı, Anne ben gidiyorum düşmana karşı” şarkısını söylüyorlar. At üstünde zabitler, top arabaları, mekkare ve deve kervanları sokağımızı doldurdu. Harp olacakmış. İngiliz ve Fransız harp filoları boğazın dışında dolaşıyormuş. Buraları bombardıman edeceklermiş. Bu bombardımanı görmek isterdim, ama yakında Çanakkaleden ayrılacağız. Ama size kavuşacağım ben.

Beybabamın, sizin ellerinizi öper kardeşlerime selam ederim.

Oğlunuz Seyfullah.

Mektuptan öğrendiğimize göre henüz Çanakkale savaşı başlamadan önce Çanakkale’de harbe hazırlanan askerler tarafından Çanakkale Türküsü söylenmektedir. Bu da bize türkünün doğuş zamanını harp öncesine götürmemiz gerektiğini haber vermektedir. Türk müzik tarihi ve halk türküleri üzerine önemli çalışmaları bulunan Mahmut Ragıp Kösemibal!in görüşleri de bu belgeyi destekler mahiyettedir. Kösemihal, Musiki Mecmuası’nda bu türkünün Çanakkale savaşları sırasında yeniden hazırlanmış ve zamana uygun mısralar araya katılmış bir türkü olduğunu, asıl türkünün “ilk iki kıtadan anlaşıldığı gibi” (Çanakkael içinde vurdular beni/Nişanlımın çevresiyle sardılar beni; Çanakkale içinde aynalı çarşı/Ana ben gidiyorum düşmana karşı) daha eski olup Çanakkale’de öldürülen bir delikanlının ağzından yakılmış bir ağıt olduğunu hatta Bay Vahit Lütfi’nin bu türkünün 1. Dünya Savaşı’ndan çok önce söylendiğini kendisine anlattığını bildirir.

O zaman bu bilgiler ışığında şimdilik şöyle bir ara tespitte bulunabiliriz; Çanakkale türküsünün meydana gelmesi savaş öncesine kadar uzanır. İlk iki kıtadaki sözler de bu kanaatimizi doğrulayan işaretlerdir.

Araştırmalarımız sırasında bulduğumuz başka belge ve bilgiler ise bu türkünün savaş başladıktan sonra meydana geldiği yönündedir. Şimdi de sırayla bunlara bakalım.

Şamlı Selim tarafından 1915 yılında yayımlanan ve üzerinde Risale-i Musikiyye yahut Musiki Gazetesi yazan eserin on üç numaralı nüshasında şu ifadeyi okuyoruz. Çanakkale Marşı bestekarı Kemani Kevser Hanım .

Kevser Hanım tarafından bestelendiği belirtilen ve ikişer mısralı on iki bentten oluşan marşın sözleri şöyledir:

Çanakkale Kahramanlarının Hatırası

Atar çavuş atar vururlar seni

Ölmeden mezara koyarlar seni

Of gençliğim eyvah

Çanakkale içini duman bürür

Kırk altıncı fırkanın namı yürür

Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde dolu bir testi

Analar babalar ümidi kesti

Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde sıra serviler

Altında yatıyor aslan şehitler

Of gençliğim eyvah

Çanakkale boğazı dardır geçilmez

Kan olmuş suları bir tas içilmez

Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde bir sarı yılan

Osmanlının tayyaresi durdurur divan

Of gençliğim eyvah

Çanakkale sende vurdular beni

Nişanlımın mendiline sardılar beni

Of gençliğim eyvah

Çanakkale sende yatar bir selvi

Kimimiz nişanlı kimimiz evli

Of gençliğim eyvah

Atar ingiliz atar pişman olursun

Kan alıcı fırkaya kurban olursun

Of gençliğim eyvah

İstanbul’dan çıktım başım selamet

Çanakkale’ye varmadan koptu kıyamet

Of gençliğim eyvah

Çanakkale seni duman bürüdü

Ali Kemal Bey’in namı yürüdü

Of gençliğim eyvah

Tayyare ile uçarız, dağlar aşarız

Bize tayyareci derler, düşmanları yıkarız

Of gençliğim eyvah.

Sözlerin üstünde yazan “ Çanakkale Kahramanlarının Hatırası” ibaresi, bize bu marşın Çanakkale’deki askerlerimizin kahramanlıklarının hatırasını yaşatmak amacıyla bestelenmiş olduğnu düşündürmektedir. Zira Çanakkale Harbi sırasında Harbiye Nezareti’nin teşvik ettiği “harp edebiyatı” kapsamında kimi şiirlerin marş olarak besteletildiğini biliyoruz.

Harbiye Nezareti bu kampanya dahilinde Çanakkale’deki askerlerimizin kahramanlık ve fedakarlıklarını anlatan eserlerin yazılmasını teşvik etmiş hatta bu maksatla Temmuz 1915’de edebiyatçı, müzisyen ve ressamlardan oluşan bir heyeti Çanakkale harp sahasına götürmüştür.

İşte bu kampanya dahilinde yazıldığını düşündümüğümüz ve yine bugünkü Çanakkale Türküsünün sözlerini hazırlatan bir diğer şiir Destancı Mustafa’ya aittir. Destancı Mustafa’nın tek sahife halinde bastırıp “30 Para’dan sattığı “Çanakkale Şarkısı’ biraz daha uzun olup ondört kıtadan oluşmaktadır. Bu şiirden de birkaç mısra okuyalım:

Çanakkale Şarkısı

Çanakkale’sine vardım selamet

Anafartalar’da koptu kıyamet,

Nakarat

Anafartalar’da oldu kıyamet

Çanakkale’sinde büyük çarşı

İşte ben gidiyorum düşmana karşı

Nakarat

Borular çalıyor ileri arşı

Çanakkale’sinde bir uzun servi

Kimimiz taşralı kimimiz yerli

Nakarat

Askerde rahatla geçirdik devri

Çanakkale’sinde bir yeşil direk

Ölen düşmanlar asevinmek gerek

Nakarat

Harbin dehşetine dayanmaz yürek

Çanakkale’sinde yapılır testi

Düşmanlar çekilip ümidi kesti

Nakarat

Kahraman askerin yorulmaz desti

Çanakkale’sinde sıra serviler

Sanki yağmur gibi iner mermiler

Nakarat

Düşmanın üstüne düşer mermiler

Çanakkale’sinde elektirikler

Kumanda ediyor liva ferikler

Nakarat

Düşman cesediyle doldu tarikler

Çanakkale’sinde büyük çınar

Duymasın anam ölürsem yanar

Nakarat

Sağ kalır isem her daim anar

Çanakkale’sinde sıra söğütler

Zabitler bir yandan asker öğütler

Nakarat

Vadesi gelerek ölen yiğitler

Çanakkale’sinde akıyor dere

Hesapsız düşmanlar döküldü yere

Nakarat

Bomba yarasıyla açıldı bere

Çanakkale’sinin çoktur furunu

Osmanlı askeri arslan torunu

Nakarat

Asla unutulmaz Arıburnu

Çanakkale’sinde toplar inliyor

Topların sesini herkes dinliyor

Nakarat

Topçular düşmanı görüp mimliyor

Çanakkale’sinde yanar löküsler

Kahraman askerler durmaz göğüsler

Nakarat

Korkarak kaçar hemen öküsler

Çanakkale’sinde kurulur Pazar

Aslan askerlere değmesin nazar

Nakarat

Ecel geldi ise kısmetimde yazar.

Destancı Eyüblü Mustafa Şükrü Efendi’nin şiiri ile Kevser Hanım’ın bestelediği sözler arasında da kimi benzerliklerin olduğu görülmektedir. Özellikle şu dizeler arasındaki yakınlık oldukça dikkat çekicidir:

Çanakkale’sine vardım selamet

Anafartalar’da toptu kıyamet

(Destancı Mustafa)

İstanbul’dan çıktım başım selamet

Çanakkale’ye varmadan koptu kıyamet

(Kevser Hanım Bestesi)

Çanakkale’sinde yapılır testi

Düşmanlar çekilip ümidi kesti

(Destancı Mustafa)

Çanakkale içinde dolu bir testi

Analar babalar ümidi kesti

(Kevser Hanım Bestesi)

Çanakkale’sinde bir uzun servi

Kimimiz taşralı kimimiz yerli

(Destancı Mustafa)

Çanakkale sende yeter bir selvi

Kimimiz nişanlı kimimiz evli

(Kevser Hanım Bestesi)

Aslında bu benzerlikler geleneğin ortak olarak kullandığı ve pek çok halk şiirinde de rastlayabileceğimiz söz kalıplarından kaynaklanmaktadır. Çünkü halk şiiri ve türküleri meydana getirilirken daha önce bilinenlerden ‘söz kalıpları’ alınır adeta yenilere monte edilir. Bu yüzden yeni türkülerde mevcut ses ve söz kalıplarından sıkça faydalanıldığı görülür. Değişik türkülerden aldığımız şu örnekler bune birer kanıttır:

1897 Türk-Yunan Harbi ile ilgili bir türkünün şu dizelerinin daha sonra da kullanıldığı anlaşılmaktadır:

(….)

Yunan’ın içinde bir sıra selvi

Kimimiz nişanlı kimimiz evli

Sılada bıraktım saçları telli

‘Köy Halk Türküleri’ adlı kitaptaki türkülerin birinde restladığım şu dizeler bir hayli tanıdık geliyor.

Isparta’dan çıktım başım selamet

Köy yoluna döndüm koptu kıyamet.

Hasan Ali Yücel’in “ürk Edebiyatına Toplu Bir Bakış” isimli eserinde gördüğüm bir halk şiirindeki şu mısralar da oldukça dikkat çekicidir:

Karakoldan çıktım yan basa basa

Ciğerlerim toptu kan kusa kusa

(…….)

Yarin çevresine sardılar beni, Erdoğan Gökçe, “1897 Türk-Yunan Savaşlarında Yakılan Türküler”, Folklör Araştırmaları, Nu:303, Ekim 1974, s. 7119,7121

Ölmeden toprağa koydular beni,

Vay koydular beni!…….

Örnekler daha da çoğaltılabilir. Bu türkülerdeki bazı söz kalıplarının Çanakkale türküsünde kullanıldığı açıktır. Bu noktada yukarıda yaptığımız tespimizie bazı ilaveler yapabiliriz: Çanakkale Harbi sırasında bestelenen “Çanakkale Marşı” yazılan “Çanakkale Şarkısı”, veya yakılan Çanakkale türküsü” tamamen orijinal olmayıp kendinden önceki halk şiiri birikiminden izler taşımaktadır. Bu durum bir eksiklik değil halk şiirlerinin/türkülerin meydana gelme sürecinde gelenekteki devamlılığın tabii bir sonucudur. Dolayısıyla bu bilgiler Çanakkale türküsünün harp öncesi doğmuş olduğu yönündeki düşüncemizi biraz daha kuvvetlendirmektedir.

Çanakkale türküsüne ilişkin bulduğumuz ve Sabah gazetesinde 1916 yılı başlarında yayınlanan bir diğer metin de Flarinalı Nazım’ım kaleme aldığı “Çanakkale Türküsü” adlı şiirdir. Ancak bu şiirin adının dışında bugünkü türkü ile bir ilgisi yoktur. Şiirin yanına yazılan nottan öğrendiğimize göre bu şiir bestelenmek ümidiyle yazılmıştır.

Çanakkale türküsünün doğuş zamanına ilişkin belge, bulgu ve tespitimizi belirttikten sonra, türkünün 1915 yılından günümüze doğru geliş veya yayılış öyküsüne bakabiliriz:

ÇANAKKALE TÜRKÜSÜNÜN YAYILIŞI

Daha önce ifade ettiğimizi gibi Çanakkale Savaşı sırasında pek çok şiir kaleme alınmış ancak bunların çoğu kısa süre sonra unutulup gitmiştir. Oysa Çanakkale türküsü unutulmamış 1. Dünya Savaşı bittikten sonra bu türkü askerin dilinde Osmanlı Coğrafyasının hemen her yerine yayılmıştır. Falih Rıfkı, 20 Mart 1918 tarihli Dergah dergisinde yayımlanar bir yazısında bu gerçeği şöyle dile getirir:

“Çanakkale için bu kadar şiir yazıldı, hiç biri hatırımızda yok… Belki yazanların bile!. Çanakkale harbini yapan neferler sılaya dönerken bir türkü tutturdular. Bu türkü İstanbul sokaklarından ta Anadolu içlerine kadar yayıldı.

Çanakkale içinde vurdular beni

Ölmeden mezara koydular beni

Güftesi şu basit mısralar olan bu türkünün yanık sesi önünde şairlerimizin yazdığı Çanakkale şiirlerinin sahteliğini hissettik, onlar kağıttan yapılmış çiçeklere benziyordu. Çünkü bu türküde orada harp edenlerin acıları vardı, memleket hasretleri duyuluyordu.

Araştırmamız sırasında gördükki Çanakkale türküsü Anadolu sınırlarının da dışına çıkmış hatta Balkanlarda da oldukça çok söylenen meşhur türlüler arasına girmiştir. Çünkü Çanakkale Savaşlarına Türk ordusu içinde Rumeli’de yaşayan halkların da katıldığı bilinmektedir. Dr. İrfan Morina’nın III.Milletler Arası Türk Folklör Kongresi’nede sunduğu bir tebliğden “Çanakkale Türküsünün Arnavutça Söylenişi’nin bile olduğnu öğreniyoruz. Arnavutça söylenişinden bir kıtasını okuyarakÇanakkale Türküsünün 1918 sonrasına ilişkin öyküsüne devam edelim:

Çanakkale içinde bir sarı çadır

Türk zabitleri bir araya toplanır

Of gençliğe vay aman

1918 tarihi aynı zamanda halk türkülerinin de önemsenmeye başlandığı bir tarihtir. Bu tarihte Yeni Mecmua’nın çıkardığı “Çanakkale Özel Sayısı’nda Musa Süreyya imzalı “Asker Türkülüre” başlıklı yazıda “askere ruhi bir zevk, kırılmaz, bükülmez bir azim veren türkülerin öneminden bahsedilmekte ve milli ruhu ihtiva eden bu türkülerin bir an önce derlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Ancak bu ve benzeri düşüncenin sistemli ve programlı bir şekilde hayata geçebilmesi yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile mümkün olabilmiştir. Cumhuriyet’in ilk on yılı içinde: “1926 (İzmir, Ödemiş, Tire, Aydın, Nazilli Sultanhisarı, Denizli, Manise, Kırkağaç, Soma, Bergama, Dikili, Ayvalık, Edremit, Havran, Balıkesir, Bandırma, Bursa, Gemlik ve Mudanya’da). 1927 (Konya, Ereğli, Karaman, Alaşehir, Ödemiş, Aydın, Manisa, şizmir çevrelerinde iki ay kadar), 1929 ( Trabzon, Erzincan, Erzurum çevrelerinde), , 1932 (Balıkesir ve çevresinde) ve daha sonraki tarihlerde, Anadolu’nun pek çok ili gezilerek halk türküleri derlenmiştir. Bu derlemeler neticesinde bir araya getirilen beş yüzden fazla türkü 1930’da Halk Türküleri adı altında yayımlanmıştır. Burada oldukça dikkat çekici bir husus vardır ki derlenen türküler arasında Çanakkale türküsüyer almamaktadır. Bunun sebebinin, o yıllarda l. Dünya Harbi ile ilgili pek çok türkü arasında Çanakkale türküsüne yeterince dikkat edilmemesi olduğunu düşünüyoruz.

Ancak aradan çok fazla zaman geçmeyecek ve Mahmut Ragıp Gazimihal (Kösemihal) 1936 yılında Çanakkale Türküsünü notasıyla beraber yayımlayacaktır. Sözleri şöyledir:

Çanakkale içinde vurdular beni

Nişanlımın çevresile sardılar beni

Of gençliğim eyvah!

Çanakkale içinde aynalı çarşı

Anne, ben gidiyorum düşmana karşı

Of, gençliğim eyvah!

Çanakkale içinde kasap olur mu?

Vurulan, şehitler hesap olur mu?

Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde bir dolu testi

Analar babalar umudu kesti

Of gençliğim eyvah!

Gazimihal’in yayımladığı Çanakkael türküsü dört kıtadan oluşmaktadır ve bu tarihten sonraki yayınlar için de temel teşkil etmiştir. Çünkü daha sonra Çanakkale türküsü adıyla türkü kitaplarında yer alacak olan metinler büyük ölçüde Gazimihal’in yayımladığına dayanmaktadır. Hemen belirtelim ki Gazimihal’in verdiği sözler de Kevser Hanım’ın bestelediği marşı hatırlatmakta v eher iki eserin sözlerinde önemli benzerlikler olduğu görülmektedir.

Naki Tezel’in herhangi bir kaynak vermeksizin 1949’da yayımladığı türkünün sözleri ise şöyledir:

Çanakkale içinde aynalı çarşı

Ana ben gidiyorum düşmana karşı

Of gençliğim eyvah..

Çanakkale içinde bir uzun selvi

Kimimiz nişanlı kimimiz evli

Of gençliğim eyvah..

Çanakkale içinde bir dolu desti

Analar babalar mektubu kesti

Of gençliğim eyvah..

Çanakkale üstünü duman bürüdü

On üçüncü fırka harbe yürüdü

Of gençliğim eyvah.

Bu metnin son beyiti daha önceki metinlerin hiçbirinde yoktur. Fakat Kevser Hanım’ın bestelediği marşta geçen “Çanakkale seni duman bürüdü’Ali Kemal Bey’in namı yürüdü” mısralarıyla yakınlığı ortadadır. Diğer mısralar da öncekilerden pek farklı değildir.

1950’li yıllarda Çanakkale türküsü birkaç kitapta birden görünmeye başlar. Bunda o tarihlerde yapılan ve ülke çapındaki yardımlarla desdeklenen Çanakkale şehitler Abidesi’nin oluşturduğu havanın katkısı olsa gerektir.

İşte bunlardan biri halk müsiğine büyük emek vermiş olan Muzaffer Sarısözen’e aittir. Muzaffer Sarıözen’in Yurttan Sesler adlı notalarıyla türkülerden örnekler veridği eserinde ‘Çanakkael’ başlığı altında verilen sözler ile Naki Tezel’in yayınladığı metnin kıtları tamamen aynı olup yalnızca nakaratları farklıdır. Sarıözen’in 1952 yılında yayımladığı söz konusu notada nakaratlar “Of gençliğim eyvah” yerine “Of sağolsun anam” şeklindedir. Bir yıl sonra yayınlanan Cahit Öztelli’nin Halk Türküleri adlı kitabındaki sözler ise bir kıtası hariç Gazimihal’in yayınladığı sözlerle aynı olup nakaratında çok küçük bir değişiklik olduğu anlaşılmaktadır. Burada da “Of gençilğim eyvah” nakaratı “Ah gençilğim eyvah” biçimindedir. Birkaç yıl sonra Ragıp Şevki ise hazırladığı Seçme türküler adlı kitaba Muzaffer Sarıözen’in metnini aynen almıştır.

1966 yılında ise Çanakkale türküsünün marşların toplandığı bir antolojiye alındığını görüyoruz. Ethem Ruhi Üngör 2Türk Marşları” isimli kitabında “Çanakkale Marşı” adı altında notasıyla beraber şu sözleri verir ve bestecinin Destancı Mustafa olduğunu belirtir. Marşın bestekarı olarak Destancı Mustafa’nın adının geçmesini Ethem Ruhi’nin bir yanılgısı olarak düşünüyoruz. “Çanakkale içinde sıra serviler’Binbaşılar oturmuş asker öğütler’ gibi Destancı Mustafa’nın “Çanakkale Şarkısındaki” kimi dizeleri hatırladan marşın sözleri şöyledir:

Çanakkale içinde aynalı çarşı

Anne ben gidiyorum düşmana karşı

Çanakkale içinde sıra serviler

Binbaşı oturmuş asker öğütler

Çanakkale içinde bir kırık testi

Anneler ve babalar ümidi kesti

Arıburnu’ndan çıktık yan basa basa

Hep düşmanlar kaçıyor kan kusa kusa

1967 yılında çıkarılan Çanakkale il yıllığında yer alan ve 1971′deki il yıllığında da aynısı bulunan “Çanakkale Türküsü’nün sözleri ise buraya kadar verdiğimiz metinlerden bazısının aynen bazısını da kısmen değişiklikle tekrarlayan meralardan oluşmaktadır. “Çanakkale türküsü, bu yıllıkla ilk kez “Çanakkale’de söylenen bir türkü” olarak literatüre girmiştir. Önemine binaen bu metni de buraya almayı uygun buluyoruz.

Çanakkale içinde vurdular beni Ölmeden mezara koydular beni Of gençliğim eyvah

Çanakkale köprüsü dardır geçilmez

Al kan olmuş suları bir tas içilmez

Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde aynalı çarşı

Anne ben gidiyorum düşmana karşı

Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde bir dolu testi

Anneler babalar ümidi kesti

Of gençliğim eyvah

Çanakkale’den çıktım yan basa basa

Ciğerlerim çürüdü kan kusa kusa

Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde sıra söğütler

Altında yatıyor aslan yiğitler

Of gençliğim eyvah

Çanakkale’den çıktını hasını selâmet

Anafarta’ya varmadan koptu kıyamet

Of gençliğim eyvah”’

1970′li yıllar Çanakkale türküsünün öyküsünde önemli bir dönemin başlangıcı olur. Çünkü türkü, bu yıllardan sonra ülke çapında daha çok bilinme imkanına kavuşur. Artık Çanakkale türküsü halk şiiri ve müziği ile ilgili hemen her kitaba alındığı gibi türküler hakkında bilgi veren araştırmalarda da “bentleri iki, kavuştakları tek dizeli türküler” için verilen örneklerin başında yer alır.

Ayrıca türkünün daha da meşhur olmasında bu yıllarda radyodan duyulması ve TRT kayıtlarına girmesinin de büyük payı olduğu kanaatindeyiz.

Çanakkale türküsünün sözleri I973′te notasıyla beraber TRT yayınları arasında şu bilgilerle yerini almıştır:

Derleyen: Muzaffer Sarısözen Derleme Tarihi: (—) inceleme Tarihi: 22.11.1973 Notaya Alan: Muzaffer Sarısözen Kimden Alındığı:İhsan Ozanoğlu

Yöresi: Kastamonu

TRT yayınındaki sözler nakaratları hariç. Muzaffer Sarısözen’in yukarıda bahsettiğimiz ve 1952′de yayınladığı sözlerin aynısıdır. Muzaffer Sarısözen’in kaynak kişi olarak gösterdiği İhsan Ozanoğlu Musiki Mecmuası’ndaki bir yazısında ne zaman olduğuna ilişkin bir tarih vermeden, Sarısözen’in Çanakkale zaferi yıldönümünde günün önemini belirtecek türkü ararken nereye başvurduysa Çanakkale konusu üzerine türkü bulamadığını bunun üzerine telefonla kendisine müracaat ettiğini, kendisinin de hemen notasını yazıp Kastamonu’dan postaladığını. Ankara’ya gittiğinde ise Çanakkale türküsünün hiçbir yerde bilinmediğine göre mutlaka Kastamonu’da yapılmış olması gerektiğini belirtir. Yazının devamında ise Sarısözen’in kendisine “şimdi de bestekarını tespit etmesini rica ettiğini fakat türküyü yakanı kesin olarak tespit edemediğini ifade eder.

Muzaffer Sarısözen bu türkünün sözlerinin aynısını 1952 yılında yayınladığına göre türküyü İhsan Ozanoğlu bu tarihten önce göndermiş olmalıdır. İhsan Ozanoğlu’nun türkünün yöresine ilişkin iddiası bazı kitaplara da geçmiştir. ” Yurt Ansiklopedisi’nde “Çanakkale içinde aynalı çarşı” sözleriyle başlayan ezgi. Kastamonu ve Tuna üzerindeki Adakale’den derlenmiştir. Türkünün yalnız sözleri yöreyle ilgilidir” ” denilmektedir.

Bazı kaynaklarda ise türkünün Çanakkale yöresine ait olduğu yazılıdır. Farklı bilgiler haliyle Çanakkale türküsünün hangi yöreye ait olduğuna dair zihinlerde bir soru işaretinin oluşmasına sebep olmaktadır.

Yukarıda belirtildiği gibi Çanakkale türküsünün hangi yöreye ait olduğuna ilişkin farklı görüşler vardır. Aslında, “türkülerin nerede ve ne zaman ortaya çıktığını bilmek çok kere elden gelmez. Yurdun birçok yerinde söylenmekte olan bir türkü elbette bir tek yerde doğmuştur. Eğer varsa, türküdeki yer ve kişi adları da onun doğuş yerini her zaman göstermez. Çünkü, türkü gittiği yerlerde bazı değişikliklere uğrar. Bu yüzden kimi zaman bir türküye değişik yerlerin halkı sahip çıkar: bu türkü oranın değil: bizimdir, derler.” Fakat bunla beraber bazı türkülerin çıkış erleri bilinir. Bu türküler genellikle tarihi olaylarla dayanan türkülerdir. Dolayısıyla Çanakkale türküsü ile ilgili hu tür bir tartışma yersiz ve ilmî dayanaklardan yoksundur. Şu ana kadar verdiğimiz bilgiler kesin bir şekilde bu türkünün ortaya çıkış yerinin Çanakkale olduğunu kanıtlamaktadır.

Buraya kadar Çanakkale türküsünün öyküsünü kronolojik bir metotla; “türkünün doğuşu ve yayılışı” ekseninde ele almaya çalıştık. Türkünün şekli, muhtevası ve diline pek temas etmedik. Zira söz konusu türkü bu açılardan da incelemeye muhtaçtır. Biz tebliğimizi şimdilik vardığımız şu sonuçlarla noktalamak istiyoruz:

Çanakkale türküsü ilkin halk şiiri geleneğine uygun olarak hazır söz kalıplarından da istifade ile askere giderken bir ayrılık türküsü olarak doğmuştur.

Türkü, Çanakkale Muharebeleri boyunca söylenmiş bu sırada Kevser Hanım’ın bestesi(Çanakkale Marşı) ve Destancı Eyüblü Mustafa Şükrü’nün katkılarıyla daha da zenginleşmiştir.

Çanakkale türküsü, l. Dünya Savaşı bittikten sonra, memleketlerine dönen askerlerin dilinde başta Anadolu olmak üzere Osmanlı coğrafyasının hemen her tarafına yayılmıştır.

Aradan geçen yaklaşık doksan yıllık zaman içinde ölmemiş canlılığını mııhafaza etmeyi başarmıştır. Bunu toplumu çok derinden etkileyen bir olaya dayanmasına, ezgisinin dokunaklı oluşuna ve sanat yapısının yüksek olmasına bağlayabiliriz.

1970′li yıllardan sonra Çanakkale türküsü oldukça meşhur olmuş, hem sözleri hem de ezgisi bakımından ortak bir söyleyişe kavuşarak daha rafine hale gelmiştir.

Bugün, Çanakkale türküsü Çanakkale Muharebeleri’ni kazanan kahraman askerlerimizin hissiyatına tercüman olan en kıymetli eserlerden biri olarak, türkülerimiz arasında hak ettiği müstesna yerini almıştır.

Ömer ÇAKIR

 

Sponsor Bağlantılar



Benzer Programlar



Tek Yorum “Çanakkale Türküsü İndir Gezginler”

  1. 24 Mart 2014

    doğukan says:

    teşekkür

Yorum Yazın

Sponsorlu Bağlantılar